1950 itibari ile az gelişmiş ülkelerin çoğunda ölüm oranları modernizm öncesi dönemin yarısına düşmüştür. Ancak doğum oranları yüksek kalmaya devam etti ve 1950 itibari ile ölüm oranlarının iki katı kadardı. Yüzyılın geri kalanında her iki oran da aşırı şekilde düştü ve buna paralel olarak aradaki boşluk korundu. Bu dönemde doğumların ölümlerden çok fazla olmasına ‘nüfus patlaması’ adı verilir. 1990 itibariyle dünya nüfusu yılda 90 milyon artmaktaydı. Avrupa’daki Demografik Geçişi şimdi gelişmekte olan ülkeler ile kıyasladığımızda, gelişmekte olan ülkelerin 100 yıl sonra çok daha düşük ekonomik şartlarda başladığını; düşüşlerin çok daha yüksek doğum ve ölüm oranlarından başladığını; çok daha hızlı olduğunu ve çok daha fazla insanın eklemlendiği daha yüksek nüfus artışı ile gerçekleştiğini görüyoruz. Gelişmekte olan ülkeler Geçiş’in Batıya kazandırdıklarını gördü ve onu hemen kendilerine uydurmaya çalıştılar. Fakat Avrupa ülkeleri 200 yıl boyunca nüfuslarını 4 kat arttırmışken üçüncü dünya ülkeleri çok daha kısa sürede 10 kat artmıştır ve halen yüksek oranda büyümektedirler. Bu yüksek artışın problemleri (halen yılda 80 milyon gibi) çok fazladır. Geleneksel açlığın sebep olduğu (yılda 9 milyon ölüm), hastalıların sebep olduğu (AİDS, Verem, Sıtma—hepsi yılda 1–2 milyon ölüme sebep olur), savaşların sebep olduğu (Hiroşima ve Nagazaki atom bombaları yaklaşık 200,000 kişiyi öldürmüştür) ölümler nüfusu dengede tutamayacak kadar küçüktür. Gelişmekte olan ülkelerde doğumlarını sınırlandırmak isteyen insanlar genellikle doğum kontrolünden korkarlar (özellikle yan etkilerden) ancak çocuk doğumlarını engellemek için korkunç şekilde tehlikeli olan yasadışı kürtaja başvururlar.