Platon’un “Timaios Diyaloğu” isimli eserinin önemi; felsefeye konu olan kavramların temelini oluşturan bazı yapı taşlarını barındırması. Eğer bunları daha baştan doğru kavrarsanız, felsefedeki bir çok konuyu daha rahat anlarsanız. Timaios Diyaloğu “düşüncenin” kendisini ve “maddeyi” (evreni) daha düşünmeye başlamadan, daha kavramsallaştırmaya başlamadan önce bunun nasıl yapılacağını ya da yapılmakta olduğunu araştırır ve tartışır. Yani kısaca; var olan her şeyi daha ele almadan önce, temel düşünüş yönteminin ne olduğunu, düşünce dediğimiz şeyin, madde değimiz şeyin temelde ne olduğunun ilk unsurlarını (özelliklerini) ele alan bir metindir. Bu bakımdan insan nedir, evren nedir, akıl nedir, Tanrı nedir, doğa nedir gibi zor soruları ele almaya başlamadan önce felsefenin ve dolayısıyla da yaşamın, evrenin yapı taşları üzerinde nasıl doğru düşünce üretilebileceğinin yöntemini ortaya koyar. Bu yöntemi kavramadan bu tür konularda düşünce üretmek, felsefe yapmaya çalışmak mümkün değildir. Üretilen düşünce yanlış ve eksik olur. Felsefe yapıyor sanırken safsata üretiyor olursunuz.

Birçok kez felsefeye ilgi duyan kişiler bu konun farkına varmadan felsefeyle ilgilenmeye başlarlar ve çok sonra, çok meşakkatli yollardan geçtikten sonra, yüzlerce kitap okuduktan sonra, ileri yaşlarda, tüm inşa ettikleri düşüncelerin, inançların, yargıların hatalı bir temel üstüne kurulduğunun farkına varırlar. Ve sil baştan geriye dönüş yapıp, konuyu yeniden ele alma ihtiyacı duyalar. Dolayısıyla eğer felsefeye yeni başlayan biriyseniz, aşağıda özet geçtiğimiz konuyu anlamaya çalışıp, daha baştan bu konuyu içselleştirirseniz çok önemli bir kazanım elde etmiş olursunuz. Şans eseri felsefede doğru yolda ilerleyen birisinde de zaten felsefi düşüncenin kendiliğinden gelişmesi bu metoda göre olur. Yani felsefi düşünce metodunun kendi kendine doğal gelişimi de bir kişi üstünde bu yolu izler. Psikolojinin, psikiyatrinin temel yapı taşları da bu yöntemi barındırır. Bilimin temelini oluşturan bilimsel düşüncede yöntemsel olarak aynı bu yöntemi içerir. Konu aşağıda özetlediğimiz gibi aslında çok basittir ama felsefe tarihi açısından, felsefi düşünce yöntemi ile teknik olarak bu şekilde ele alındığında, bu videodaki gibi karışık ve zor gözükür.

VİDEODA ANLATILAN KONUN BASİTLEŞTİRİLMİŞ ÖZETİ:

Timaios Diyalogunda bir şeyin zaman, mekan ve uzam içindeki konumu belli olmadan o şeyin “bir şey” sayılamayacağı belirtilir. Yani bir şeye daha “madde” bile demeden önce o şeyin bir şey olmasından önce, daha “şey” bile olmadan (hiçlikte dahil) önce onu “şey” olmaya hazırlayan durum; zaman, mekan ve uzamdır. Bu hazırlık evresi olmadan bir “şey” daha bırakın “potansiyel varlık” aşamasına geçmeyi, bu aşamaya bile ulaşamadan, “şey” bile denecek konuma ulaşamamış demektir. Yani “varlık” ilk önce “şey” diyeceğimiz konuma gelmesi için zaman, mekan ve uzam içinde bir konumu olması lazım. Bu konuma yatak, kalıp, rahim (doğulan yer) manasında, Timaios Diyalogunda “Khora” ismi verilmiş. Ve diyalogda, bu yatağı (kalıbı) kuranın da doğanın fizik yasaları, kuvvetleri manasına gelecek şekilde, kurucu tanrı sıfatı verilen bir tanrıya da “Demiurgos“ ismi verilmiş. Burada Tanrı diye kastedilen aslında fizik yasaları, kuvvetleri. Fakat o tarihte bu yasalar bilinmediğinden, daha bir çok bilinmeyen doğa gücü için mitolojiden yaralanılması gibi mitolojik bir Tanrı ismi verilip tasvir edilmiş. Aradan geçen zaman içinde, özellikle de Orta Çağda kilisenin büyük çabalarıyla, Platon’un evrenin yaratılışı için aslında tamamen doğa anlayışına yönelik olan bu tasviri, Hıristiyanlığın Tanrısını anlattığı söylenmiş. Hatta Platon’un bir peygamber gibi vahi gelip, Timaios Diyalogunu yazdığı bile iddia edilmiş. Böyle olunca aslında Platon ve Aristoteles benzer şeyler söylemesine karşın Platonculara idealistler denip, Aristocular ve Platoncular diye bir ayrım başlamış. Platon’un idealar kuramını da aynı düzlemde ele almak lazım. İdealar aslında ‘Khora” da belirme (doğma) potansiyeli olan, varlığın ilk prototip (model) halidir. Fakat idea asla doğamaz çünkü o zaten bir manada kalıbın (Khora’nın) iç çeperinin kendisidir.

Yukarıdaki videoda da konuşmacı, Platonla Aristoteles’in bir birbirlerinden aslında çok farklı düşünmediğini iddia ediyor. Bunu örneklerle ortaya koymaya çalışıyor. Aristoteles’in kasti olarak, mesleki nedenlerle, bilerek Platon’u biraz çarpıtıp, kendine felsefe dünyasında daha geniş bir yer açmaya çalıştığını söylüyor.

Not: Bu konu kuantum fiziği ile yakından alakalı bir konudur. İlerideki videolarımızda bu konuyu tekrardan, daha detaylı ele alacağız. Platon’u daha iyi anlamak için ayrıca aşağıdaki videomuzu da dinlemenizi öneririz: