Bu kaydın ses kalitesi çok iyi olmamasına karşın, felsefeye yeni başlayanlar veya mevcut bilgilerini derli toplu bir şekilde yeninde gözden geçirip, tekrar etmek isteyenler için çok değerli bilgiler içermesi, özet olarak felsefe tarihi üzerinden çok öğretici biçimde geçmesi nedeniyle yayınlamak istedik. Doc. Dr. Ayhan Çitil felsefenin ana konularını derinlemesine ama eşine az rastlanıl bir nitelikte anlaşılır bir üslupla anlatıyor. Ayhan Çitil bilimin tarih içindeki gelişimine paralel olarak felsefeye olan etkisini analiz ediyor. Ayhan Çitil’in anlattıklarından bilim ve felsefe ilişkinsin aslında aynı şeyin iki ayrı yüzü gibi bir bütünlük oluşturduğunu anlıyoruz.

Ayhan Çitil, ayrıca, kendimizi bu dünyada konumlandırmamız, kendimizi anlamamız için bu dünyada nasıl bir düzene göre yaşayacağız?… Nelere önem vereceğiz? gibi sorulara felsefenin verdiği yanıtları ele alıyor. Bu tartışmalara sadece felsefenin akademik çevrelerdeki kendi içindeki tartışmalar olarak bakmamak lazım. Akademi ne tarafa yönlenirse toplumda o tarafa yönleniyor. Bu tartışmaların toplumların kaderi üstünde büyük etkileri bulunuyor…


 

Mantığın ilk ve asli kullanımı bilimsel bilgi üretmektir, bilimsel bilgiyi ortaya koymaktır. Böyle bir bilgi nasıl üretilir?… Bilimsel bilginin öncülleri de bilimsel olmak durumundadır. Fakat onlarda bir kanıtlama sonucunda, mantıksal çıkarım sonucunda ortaya konulmaları gerekiyorsa sonsuz döngüsellik (sonsuz geriye doğru gidiş) gibi problemler ortaya çıkar. Peki bunu nasıl çözeceğiz?…

Aristoteles “bilimsel bilgi kesin öncüllerden hareket eden ve geçerli çıkarımlardan ortaya konulan bilgidir. Sonuçta elde edilen bilgi bilimsel bilgidir” diyor… Ama her konuda böyle bilimsel olarak karara bağlanmaz, öyle sorular ve problemler vardır ki oradaki öncüller muhtemeldir, öyle kesinliği yoktur… Onlarla ilgilide mantığın bir kullanımı vardır. Aristoteles buna mantığın diyalektik kullanımı diyor. Ve topikler isimli kitabında mantık diyalektik amaçlı nasıl kullanılmalıdır diye yazıyor. Ve bu kitapta ayrıca bu konular akademik olarak nasıl ele alınır, nasıl tartışılır anlatmış…

Evren bir başlangıcı var mı, evrenin bir sonu var mı, insan nedir, Tanrının varlığı veya yokluğu kanıtlanabilir mi? gibi öyle konular var ki bilimsel bir takım öncüllerden hareketle kesin bir sonuca bağlayamıyorsunuz, çok fazla faktör var, çok fazla belirsizlik var. Hatta belki bilimin erişemeyeceği konular var. Fakat bu konularda çok önemli bir sorun ortaya çıkıyor ve toplum olarak kayıtsız kalmıyor, mecburen tartışmak zorunda kalıyoruz…

…………………………

Felsefeye yeni başlayan arkadaşlar için her bir filozofun felsefelerini dinlerken sanki ortada bir birinden bağımsız bir çok felsefe varmış gibi gelebilir. Fakat aslında hepsi tek bir duvara konulan tuğlalar gibi üst üste konularak örülen tek bir yapının parçalarıdır. Her bir filozof düşüncelerini ancak bir bütünsellik çerçevesinde ifade edebileceğinden duvardaki tuğlayı biz kendi başına bağımsız ve filozofa özgü bir felsefe gibi görebiliriz. Filozof bu duvara koyduğu kendi tuğlasını ancak bu şekilde oluşturabilir. Aksi durumda tüm duvarı tek başına örebilecek kapasiteye ulaşması için bir insan ömrü yetmez. Herhalde bunu yapmak için bir filozofun bin yıl falan yaşaması lazım.

Felsefe duvarına sağlam bir tuğla koyabilmek için bir filozofun kendinden önce gelinen noktayı çok iyi analiz etmesi, öğrenmesi gerekir. Bu konuda bir sıkıntı olursa duvara eklediği kendi tuğlasında elbette hatalar olabilir. Fakat bu hatalar duvarın geneli itibarı ile ilgili temel amaçlardan ve hedeflerden çok aykırı bir sapmaya yol açmaz. Çünkü eninde sonunda duvara konulan tuğlanın duvara konulabilecek bir formu olması zorunluluğu vardır. Bu formun biraz eğri büğrü olması çok önemli değil. Tehlike ancak orta çağda kilisenin yaptığı gibi neredeyse felsefeyi tamamen yok edecek şekilde, bin yıla yayılan bir süreyle yasaklamaya çalışması, duvarı tamamen yıkmaya çalışması halinde söz konusu olabilir.

Felsefeye yeni başlayan arkadaşlar, karşılaştıkları her filozofun görüşlerini okurken veya dinlerken, eğer felsefe duvarının temellerini hep hatırlar ve gözden kaçırmazlarsa zor konularda kafaları daha az karışır ve anlamaları kolaylaşır. Felsefe temelindeki üç ana soruya cevap arar; bilgi nedir (mümkün müdür?), varlık nedir ve bilinç nasıl oluşur?. Etik, politika, estetik gibi diğer tüm konular literatür açısından bu üç ana sorudan sonra gelir ve bu temeller üstünde zorunlu olarak yükselir. Bu yan konular gibi gözüken ve ana unsurlar üstüne yükselen konular aslında bu üç sorunun sorulmasına neden olan konulardır. Yani insanoğlu mutlu, mesut yaşayıp gidiyor olsaydı filozoflar bu soruları sorma ihtiyacı duymazlar, merak etmezlerdi. Hatta belki de kolay kolay filozof dediğimiz derin düşünce metotları geliştiren insanlar ortaya hiç çıkmazdı.

Diğer taraftan, ayrıca, örneğin bilinç nedir, nasıl oluşur gibi bir soruya cevap ararken, insan zihninin tarih içindeki gelişimine bakıldığında, toplu yaşamanın getirdiği bilinçlenmeyle yakından ilişkili olduğunu görürsünüz. Bu da topluluk halinde yaşamak için otomatik olarak bir takım kuralların, diğer bir adla etiğin ve politikanın zorunlu olarak, iç güdüsel temellere dayalı olarak çıktığını görürsünüz. Yani daha bu üç ana sorunun üstüne eğilmeden önce toplu yaşam kültürünün (davranışının) ne olduğu üstünü de ayrıca düşünmeniz gerekir. Filozoftan filozofa değişen şey; bu üç ana konu ve bunlara bağlı olan diğer konuların öncelik sıralamasındaki farklardır. Yoksa her bir konu başlığının kendi içindeki sistematiği felsefe açısından bellidir ve 2500 yıllık bir geçmişe dayanır.

Konuya böyle baktığınızda düşüncenin de (kültürün) aynı biyolojik evrime paralel biçimde bir evrim sürecine tabi olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla, felsefe, düşüncenin mekanı olan zihnin ait olduğu (içine girdiği) biyolojik yapıdan (bedenden) bağımsız olarak kendi kendisinin farkına varmasıdır denilebilir. Düşüncenin, kendinin bedenden bağımsız ayrı bir “bütünsellik” (varlık) olduğunun farkına varması, metafizik denilen disiplinin Antik Yunan’da ortaya çımasını sağlamış. Elbette, büyük ihtimalle Antik Yunandan çok daha önceleri bunu bireysel deneyimleyen ve dillendiren bazı kişiler olmuştur. Ama sistematik bir disipline dönüşüp, yazılı olarak kayda geçirilmesi ve “felsefe” ismini alması Antik Yunan’da gerçekleşmiş. Böylece nesilden nesile aktarılarak geliştirilebilmiş.

Düşüncenin kendi kendisinin farkına varmasının diğer bir etkisinin de tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması olduğu belki söylenebilir. Bunu sağlayan; bedenden bağımsız düşünce diye ayrı bir bütünsellik farkındalığı ve bu bütünselliğe “ruh” isminin verilip, ayrı bir varlık olarak değerlendirilmesi. Buradaki kritik nokta; düşüncenin kendi kendisinin farkına varması ya da diğer bir değişle aklın kendinin farkına varması demek bu aklın içinde bulunduğu bedenin de bunun farkına varması anlamına gelmediği. Aklın yuvası olan zihin, ait olduğu bedene bu aklı sahiplendirmek için bilinçlilik halinin kaçınılmaz ön koşulu olan “ego” vasıtasıyla bir tür oyun oynar ve “aklın” bedenin doğal bir parçası, devamı olduğu izlenenini verir. Aksi taktirde beden bu aklın kime ait olduğu konusunda kuşkuya düşüp kriz yaşayabilir (şizofreni). Şaman, peygamber, filozof gibi derin düşünce metodunu geliştriebilmiş kişiler egolarını bastırıp aklı kendi bütünselliği içinde görebilirler. Ve bu bütünselliğe her hangi bir isim verebilirler. Tabi isim verdiğin an varlıklaştırmış olursun. O tarihlerde bilim ve teknoloji çok ilerlemediği için bu doğal.

Aslına evrimin bir sonucu olan; düşüncenin kendi kendisinin farkına varıp, düşünceyi (aklı) bedenden ayrı bir varlıkmış gibi, fizik üstü anlamında metafizik (felsefe) ismi vererek ele almasına kilise bin yıldan fazla süreyle karşı geldi. Baskı kurarak, felsefenin önünü tıkadı. Kilise düşünceye (metafiziğe) kesinlikle ayrı bir varlık olarak baktı ve “ruh” ismini vererek, Tanrının yarattığı, onun bir parçası olduğunu söyledi. Tek tanrılı dinerden önce yıldırım, güneş, fırtına, volkanlar gibi doğal kuvvetler tanrı, ruh diye isimlendiriliyordu. Her doğa kuvvetine farklı bir tanrı layık görülmüştü. Çok tanrılı dinler ve mitolojiler bu şekilde ortaya çıkmıştı. Bu dünyaya ait olmayan, Ruh diye ayrı bir dünyaya ait varlık kavramı yoktu. Tanrılar ve ruhlar bu dünyada yaşayan varlıklar olarak görülüyordu.

İşte bir filozofun, böyle üst üste katmanlaşmış, tüm bu karmaşık tarihselliği analiz edip, düşüncenin bizatihi kendisini masaya yatırıp analiz etmesi çok meşakkatli bir süreç ve zor bir zihin performansı. Ayrıca içinde bulunulan toplumun dini ve ahlakı değerlerine göre çoğu zamanda Sokrates örneğinde olduğu gibi çok tehlikeli olabilecek bir uğraş. Tüm bu nedenlerden dolayı; bir filozofun ortaya koyduğu felsefeyi kendi bağlamındaki tüm bu tarihselliği göz önüne alarak değerlendirmek lazım. Bu bağlamdan koparıp ele almak bazen çok yanıltıcı olabilir.

Felsefe ve filozoflar için ortaya konulan tüm bunlardan felsefenin “kesinlikle Tanrı yoktur” hükmüne vardığı sonucu çıkarılmasın. Düşünceyi ortaya çıkmasını sağlayan mantığın (Logos’un) ne olduğu, düşüncenin nasıl olup ta kendi kendisinin farkına varıp, ismine “ruh” (psikhe) dediğimiz, nesneden bağımsız (ama ancak nesneyle beraber var olabilen) bir benlik bilincinin ortaya çıktığı hala felsefece araştırılan konulardır. Logos’un (mantığın) nesnenin içine gömük bir fizik yasası mı yoksa kuantum fiziği bağlamındaki bir zamansallık faktörü mü yada başka bir şey mi olduğu henüz tam bir gizem. Ayrıca fizik yasalarının (kuvvetlerinin) henüz tam olarak ne olduğu anlaşılmış değildir. Bu kuvvetlerin biyolojik bir bedene etki ettiğinde, kudretler şeklinde ete kemiğe bürünmesi ve insanın dediğimiz varlığın ortaya çıkması bilimin ve felsefenin araştırdığı konudur. Tüm bunların bir uzantısı olarak felsefenin ele aldığı “tanrı kavramı” tek tanrılı dinlerin Tanrısı değil, daha çok “tanrısallık” (potansiyelite) anlamındaki bir kavramdır. Günümüzde “bilinçli yapay zeka” oluşturulması çalışmaları halen sürmektedir. Bu çalışmalarda felsefe ve bilim ayrılmaz bir bütündür. 15-20 seneye kadar bu çalışmaların en azından bir fikir verecek şekilde bir sonuca varacağı tahmin edilmekte.

Metafizik hakkında daha detyalı bilgi almak isteyenler buraya basarak Ayhan Çitil’in başka bir kanalda yayınlanan kapsamlı metafizik derslerine ulaşabilirler.