Felsefeci Dan Dennett, kendi bilincimizi anlamıyor olmamızın yanı sıra, çoğunlukla beynimizin bizi faal olarak kandırdığını etkileyici bir şekilde iddia ediyor.

(Türkçe alt yazı gözükmezse, videonun sağ altındaki alt yazı düğmesine basınız)

VİDEO METNİ:

Size bir problemimden bahsedecegim; Ben bir felsefeciyim…

Bir partiye gittiğimde, insanlar neyle uğraştığımı sorunca “Profesörüm” dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar. Akademik bir kokteyle gittiğimde, etraftaki profesörler hangi alandan olduğumu sorduklarında ve “Felsefe.” dedigim zaman bana sıkkın gözlerle bakıyorlar (gülüşmeler). Felsefecilerin bir partisine gittiğimde ve bana ne uzerinde calistigimi sorduklarinda ve bilinç olduğunu söylüyorum, sıkkın gözlerle bakmıyorlar. Dudak büküp homurdanıyorlar ve alaycı kahkahalar, kıkırdamalar ve homurtularla karşılaşıyorum (gülüşmeler). Çünkü “Bu imkansız! Bilinç açıklanamaz.” şeklinde düşünüyorlar. Birisinin, bilincin açıklanabilir olduğunu düşünmesi cüretini göstermesi bile kabul edilemez.

Rahmetli arkadaşım, iyi bir felsefeci olan Bob Nozick “Felsefi Açıklamalar” isimli bir kitabında | ç.n. “Philosophical Explanations” felsefenin ahlak kuralları -filozofların işleri yürütüşleri- hakkında yorum yapıyor. Diyor ki; “Filozoflar rasyonel tartışmaları çok sever.” ve devam ediyor ; “Filozoflar için ideal bir tartışma, dinleyicilerinize önermelerde bulunmanız ve onlara çıkarımlarınızı ve sonuçlarınızı vermenizmiş gibi görünüyor ve bu sonuçlar kabul edilmezse ölüyorlar. Kafaları patlıyor.” Bir tartışmaya girmenin sebebi rakibinizi nakavt edecek kadar güçlü olmasıdır. Fakat aslında; bu, insanların fikirlerinde değişiklik yaratmaz.

Sonuçta; bilinç gibi bir şey hakkında insanların fikrini değiştirmek çok zordur, ve bunun neden bu kadar zor olduğunu sonunda anladım. Bunun nedeni, herkesin bilinç konusunda bir uzman olması. Geçtiğimiz gün herkesin bilgisayar oyunları hakkında sağlam bir görüşü olduğunu öğrendik. Uzman olmasalar bile herkesin bu oyunlar hakkinda bir fikri var. Fakat kendilerini uzman olarak görmüyorlar, sadece sağlam fikirleri var. Eminim ki burada, mesela; iklim değişikliği ve küresel ısınma veya internetin geleceği üzerine çalışanlar, bu konularda bir sonraki gelişmenin ne olacağı hakkında güçlü fikirleri olan insanlarla karşılaşmışlardır. Fakat muhtemelen bu fikirlerin uzman olduğunu düşünmüyorlar. Sadece bu fikirlerine içten inanıyorlar. Ancak konu bilinç olunca; insanlar, her birimiz “Ben uzmanım. Basitçe bilinçli olarak bu konuda her şeyi biliyorum.” diye düşünüyor gibiyiz. ve onlara teorinizi anlattiginizda; “Hayır, hayır, bilinç o şekilde değildir. Hayir, tamamen yanlış anlamışsınız.” diyorlar. Ve bunu inanilmaz bir kararlilikla soyluyorlar.

Ve bu gun yapmaya calisacagim sey özgüveninizi kırmak olacak. Çünkü bu hissi biliyorum, kendim de hissedebiliyorum. En dipteki düşüncelerinizi bildiğiniz; sizin, kendi bilinciniz hakkında yetkin olduğunuz konusundaki güveninizi kırmak istiyorum. Bugünün amacı bu şekilde.

Şimdi, bu güzel resimde bir düşünce balonu var. Bir baloncuk. Sanırım herkes bunun ne anlama geldiğini biliyor. Bunun zihinden geçenleri olduğu gibi anlatması gerekiyor. Bu, bence bilinç hakkında yapılmış en iyi resim. Tabi, bu bir Saul Steinberg. New Yorker’da kapak olmuştu. Buradaki arkadaş Braque’ın bir resmine bakıyor. ve resim ona barok, baraka, barka, kaniş ve Suzanne R. kelimelerini hatırlatıyor. Çok da heyecanlanıyor. Burada tamamen saf ve olduğu gibi bir zihin var. ve takip etmeye devam ederseniz, bu adamı daha yakından tanıyabilirsiniz. Bu resimde özellikle hosuma giden diğer bir bölüm de; Steinberg’in bu adamı noktacı bir tarzda yapmis olmasi.

Bunun bize hatırlattığı şey; Roy Brooks’un dün söylediği gibi; bizim, her birimizin -sizin,benim- yaklaşık 100 trilyon tane hücresel robottan ibaret olduğumuz. İşte bu, bizi meydana getiren şeydir. Başka hiç bir şeyden değil. Sadece hücrelerden oluşuyoruz, yaklaşık 100 trilyon tanesinden. Bir tek hücre bile bilinç sahibi değil. o hücrelerin hiçbiri sizin kim olduğunu bilmiyor veya umursamiyor. Bir şekilde açıklamak zorunda oldugumuz şey; nasıl oluyor da, her biri, bir bakteriden çok da farklı olmayan bilinçten yoksun küçük robotik hücrelerden oluşan takımları, orduları, timleri bir araya getirince sonuç bu oluyor. Yani, bir bakın. İçerikte renk var, fikirler var, hafıza var, tarih var, ve bir şekilde bilincin bütün içeriği bu değerli nöron gruplarının yoğun aktivitesi tarafından oluşturuluyor. Bu nasıl mümkün olabilir? Birçok insan mümkün olmadığını düşünüyor. “Hayır, bilincin hiç bir şekilde doğal bir açıklaması olamaz.” şeklinde düşünüyor.

Bu da, şu an Hawaii Üniversitesi’nde din profesörü olan Lee Siegel adlı bir arkadaşımın çok hoş bir kitabı. ve o bir büyü uzmanı, Hindistan’daki sokak büyüsü üzerine uzman, ki kitap da bunun hakkında “Büyü ağı.” | ç.n. “Net of Magic” İçinde sizinle paylaşmaktan çok mutlu olacağım bir bölüm var. Soruna çok etkileyici bir biçimde yaklaşıyor. “Büyü hakkında bir kitap yazıyorum.” dediğimde, “Gerçek büyü mü?” diye soruyorlar. Gerçek büyü deyimiyle insanlar mucizeleri, olağandışı eylemleri ve doğaüstü güçleri kastediyor. “Hayır!” diyorum. “Sihirbazlık numaraları, gerçek büyü değil.” Gerçek büyü, diğer bir deyişle, yapılabilen bir büyünün gerçek olmadığı düşünüldüğünde, yapılamayacak büyüyü tarifler. Şu an bu bir çok insanın bilinç hakkında düşündüğü şey (gülüşmeler).

Gerçek bilinç bir yığın hile değildir. Eğer bunu bir yığın hile olarak açıklayacaksanız, o zaman açıkladığınız şey gerçek bilinç değil, başka bir şeydir. Marvin’in ve diğer insanların da söylediği gibi; “Bilinç bir yığın hiledir.” Bu, ben bilinci açıklamaya çalıştığımda birçok insanın tatmin olmamış ve şüpheci kalması anlamına gelir. İşte sorun bu. Bu yüzden, açıklanan bir büyü numarasını görmenin hoş bir şey olmaması ile aynı sebepten, çoğunuzun hoşlanmayacağı türden bazı şeyler yapmaya zorundayım. Çok bilmiş birisi gelip size, bir sihrin nasıl yapıldığını anlatmaya kalksa kaçınız kulaklarını tıkayıp “Hayır, hayır, bilmek istemiyorum.” der? Heyecanı kaçırmayın. Esrarengiz olması daha iyi. Bana cevabı söylemeyin. Birçok insan bilinç hakkında böyle düşünüyor, bunu keşfettim. ve eğer bilginiz ve anlayışınız üzerinde zorlayıcı olursam özür dilerim. Bu numaraların bir kısmını öğrenmek istemiyorsanız, şu an burayı terketseniz iyi olur.

Ama, size hepsini açıklamayacağım. Felsefecilerin yaptığını yapacağım. Burada bir felsefecinin, bayanı ikiye bölme numarasını nasıl açıkladığını görüyoruz. Bayanı ikiye bölme numarasını biliyorsunuz, değil mi? Felsefeci diyor ki: “Size bunun nasıl yapıldığını anlatacağım.” Gördüğünüz gibi, sihirbaz gerçekten kadını ikiye bölmüyor. Sadece öyle yaptığını düşünmenizi sağlıyor. ve siz “İyi de, nasıl yapıyor bunu?” diyorsunuz. O da; “O benim alanım değil, üzgünüm.” diyor (gülüşmeler).

Şimdi, felsefecilerin bilinci nasıl açıkladığını göstereceğim. Fakat aynı zamanda, bilincin veya kendi bilincimizin, düşündüğümüz gibi mükemmel olmadığını da size göstermeye çalışacağım. Bu da aslında Lee Siegel’in kitabında bahsettiği bir şey. Nasıl sihirbazlık yaptığına hayret edecek ve sonrasında insanlar onun X,Y ve Z’yi yaptığını gördüğüne dair yemin edecek. Bunların hiç birini yapmadı. Bunları yapmaya çalışmadı bile. İnsanların hafızaları, gördüklerini sandıkları şeyleri abartır. Aynısı bilinç için de geçerlidir.

Şimdi, bakalım işe yarayacak mı? Pekala. Bunu izleyin. Dikkatle izleyin. Nick Deamer isminde bilgisayar animelerini belgeselleştiren bir gençle çalışıyorum ve bu, benim için oluşturduğu küçük bir demosu. Bir sponsor arıyoruz. Bu bilinç üzerine normal uzunlukta bir film Tamam, şimdi, değişikliği farkettiniz mi? Kaçınız rengi değişen karelerin her birini farketti? Herkes. Şimdi tekrar yürüteceğim. Hepsinin renginin değiştiğinizi bilmenize rağmen farketmeniz zor. Hepsindeki değişimi yakalamak için gerçekten konsantre olmak zorundasınız.

Şimdi, bu, üzerinde şu an fazlaca çalışılan bir çok kavramdan bir örnek. “Bu türde deneyler yaparsanız, insanların çok büyük değişiklikleri yakalayamadığını anlarsınız.” dediğim 1991 yılında çıkan “Açıklanan Bilinç” adlı kitabımın son 1-2 sayfasında öngördüğüm bir şey. Konuşmamın sonunda vakit kalırsa çok daha etkileyici bir örnek göstereceğim. Şimdi, bu kadar çok değişiklik süregeliyorken, nasıl oluyor da biz bunları farkedemiyoruz. Bugün buraya gelmeden önce, Jeff Hawkins; gözün hızlı, saniyede 3-4 kez hareket etmesinden bahsetti. Hızdan bahsetmedi. Gözümüz sürekli hareket halindedir, gözlere, burunlara, dirseklere, çevremizdeki ilginç şeylere bakar. ve gözümüzün bakmadığı yerde görüş kaliteniz belirgin şekilde düşüktür. Bunu sebebi gözün “fovea” denen ve net görüşten sorumlu kısmının yaklaşık olarak sadece kol mesafesindeki başparmağınızın tırnağı boyutlarında oluşudur. Bu ayrıntıydı. Bu şekilde görünmüyor, değil mi? Öyle görünmese de, öyle. Düşündüğünüzden çok daha az bilgi alıyorsunuz.

Burada bambaşka bir etki var. Bu, Bellotto’nun bir resmi. Kuzey Carolina’da bir müzede. Bellotto, Canaletto’nun bir öğrencisiydi. Bu tarz resimlere bayılırım, resim aslında burada durduğu kadar büyük. Canaletto’yu çok severim. Çünkü bu mükemmel detaya sahip ve şöyle bir kalkıp resimdeki tüm detayları görebilirsiniz. Kuzey Carolina’daki salonda gezmeye başladım, çünkü bir Canaletto eseri olduğunu düşündüm ve ayrıntısıyla inceledim. farkettim ki, resimdeki köprüde birçok insan var ve köprü boyunca insanların yürüdüğünü zorlukla görebiliyorum. Yaklaştıkça çoğunun elbiseleri vb. detaylarını da görebileceğimi düşündüm. Daha da yaklaştım ve gerçekten çığlık attım. Bağırdım, çünkü yaklaştığımda detayın hiç de orada olmadığını farkettim. Sadece sanatasalca yerleştirilmiş boya birikintileri vardı ve resme doğru yürüdükçe orada olmayan detayı görmeyi umuyordum. Sanatçı; insanları, elbiselerini, vagonları ve tüm bu tarz şeyleri çok akıllıca önermiş ve benim beynim de bu öneriyi kabult etti.

Siz daha güncel bir teknolojiyi tanıyorsunuz, ki –işte burda Bu boyaların daha iyi bir görüntüsünü alabilirsiniz. Yaklaştıkça görüyorsunuz ki, bu şey gerçekten sadece bir boya birikintisinden ibaret. Böyle bir şey daha göreceksiniz- bu ters etkidir. Bir kez daha göstereceğim. Şimdi, bu önermeyi kabul ettiğinde beyniniz ne yapmakta? Bir sanatçının sanatsal bir veya iki boya birikintisi ile bir kişiye, diyelim ki böyle bir Marvin Minskey’in “aklın küçük toplumu”nu önerdiğini düşünelim. Ayrıntıları tamamlamak için beynimizde bir yere küçük ressamlar mı yolluyorlar? Sanmıyorum. Olamaz. Peki, nasıl oluyor bu? Felsefecinin bayan hakkındaki açıklamasını hatırlayalım. Aynı şey. Beyniniz sadece sizi orada o detayın olduğuna inandırıyor. Detayın orada olduğunu düşünüyorsunuz. Ama orada değil. Beyin aslında detayı kafanıza yerleştirmiyor. Sadece detay beklentisini yaratıyor.

Hadi bu deneyi hızlıca yapalım. Soldaki şekil, çevrilince sağdakiyle aynı oluyor mu? Evet. Kaç kişi, aklının gözüyle soldakini çevirip sağdakiyle aynı olup olmadığına baktı? Kaç kişi sağdakini çevirdi? Tamam. Bunu böyle yaptığınızı nereden biliyorsunuz? Aslında bilişsel bilimde 20 yıldır şiddetle süregelen ilginç bir tartışma var. Akıldaki görüntülerin döndürmenin açısal hızının ölçümünü yapan Roger Shepherd tarafından çeşitli deneyler başlatıldı. Evet, bunu yapabilmek mümkün. Ancak sürecin ayrıntıları halen önemli bir anlaşmazlık konusu. Ve literatürü okursanız, bir şekilde kabul etmeniz gereken şeylerden biri, denek olsanız bile gerçekte ne olduğunu bilememeniz. Nasıl yaptığınızı bilmiyorsunuz. Sadece belirli inançlarınızın olduğunu biliyorsunuz. ve onlar belirli bir sırayla, belirli bir zamanda geliyorlar. Gerçeğin, sizin düşündüğünüz şey olduğunu ne açıklar? İşte burası, geri dönüp sihirbaza sormamız gereken yer.

Bu, çok sevdiğim bir şekil. Bradley, Petrie ve Dumais. Buradaki beyaz kenardan daha beyazını koyduğumu ve sizi aldattığımı düşünebilirsiniz. Dairelerin önünde Necker küpünün durduğu türden kenarı kaçınız görüyor? Görebiliyor musunuz? Peki, kenarın gerçekten orada olduğunu kesinlikle biliyorsunuz. Beyniniz aslında o kenarı hesaplıyor, şuraya giden kenarı. Ama şimdi, küpün iki farklı görünümünü farkedin, tamam mı? Bu bir Necker küpü. Herkes küpün 2 farklı görünümünü farketti mi? Tamam. Küpün 4 farklı görünümünü farkedebiliyor musunuz? Çünkü onu görmenin başka bir yolu var. Eğer bunu, bazı dairelerin, bazı siyah dairelerin, önünde duran bir küp olarak görüyorsanız, görmenin farklı bir yolu var. Bir parça İsviçre peynirinde görüldüğü gibi siyah bir zeminde bir küp olarak. Görebildiniz mi? Kaç kişi göremedi? Bu yardımcı olur (gülmeler).

Şimdi görebiliyorsunuz. Bunlar çok farklı 2 fenomen. Küpü bir yönden görürseniz, ekranın arkasında, kenarlar kaybolur. Fakat halen, şuna bakarsak, tamamlamamız gereken şeyler var. Küpü görmemizde bir sorun yok, ama renk değişimi nerde? Beyniniz oraya küçük ressamlar mı yollamak zorunda? Mor ve yeşil boyayıcılar, perdedeki pikseli kimin boyayacağı üzerine kavga mı ediyor? Hayır. Beyniniz bunu önemsemiyor. Beynin orayı tamamlama ihtiyacı yok. Az önce gördüğünüz Bradley, Petrie, Dumais örneği hakkında konuşmaya ilk başladığımda -ki birazdan döneceğim, buna- ardında tamamlamanın olmadığını söylemiştim ve bunun tartışılmaz bir doğruluk, hep doğru olduğunu sanırdım. Fakat, Rob Von Lier yakın zamanda bunun böyle olmadığını gösterdi.

Şimdi, soluk sarı gördüğünüzü düşünüyorsanız, birkaç kez daha yürüteceğim. Gri alanlara bakın ve orada gölge benzeri bir şeyin hareket ettiğini görüp görmediğinize bakın. Evet! Müthiş! Orada hiç bir şey yok. Bu bir numara değil. (Ekrandaki Değişiklikleri Saptamada Başarısızlık) Bu, kitabın sonundaki öneriden bir derece ilham almış Ron Rensink’in çalışması. Bir saniye duraklatmama izin verin, yapabilirsem.

Bu değişim-körlüğü. Biri diğerinden çok az farklı 2 resim göreceksiniz. Burada kırmızı ve gri çatıyı görüyorsunuz, ve aralarında yaklaşık çeyrek saniye boyunca maske denilen sadece boş ekran görünecek. Yani önce ilk resim, sonra maske görünecek. Sonra ikinci resim, sonra tekrar maske. ve bu devam edecek, denek olarak göreviniz değişikliği farkettiğinizde düğmeye basmak. Pekala, asıl resmi 240 milisaniye boyunca göster. Boşluk. Diğer resmi 240 milisaniye boyunca göster. Boşluk. ve devam et, ta ki denek düğmeye basana ve “farkettim” diyene kadar.

Şimdi bu deneyde biz denek olacağız. Kolaydan başlayalım. Bazı örnekler. Bunda sorun yok. Herkes görebiliyor mu? pekala. Ciddi anlamda, Rensink’in denekleri düğmeye 1 saniyeden çok az sonra basıyordu. Bunu farkedebildiniz mi? 2.9 saniye. Halen görmeyen kaç kişi var? Ambarın çatısındaki de ne? Bu kolay. Bu bir köprü mü, yoksa iskele mi? Birkaç tane de çok etkileyici örnek var, sonra kapatacağım. Biraz ilginç ve göze çarpan örnek görmenizi istiyorum. Bu çok büyük ve farketmesi zor olduğu için. Görüyor musunuz?

İzleyiciler: Evet.

Gölgelerin ileri ve geri gidişini gördünüz mü? Çok büyük. Onun denekleri için 15 buçuk saniye ortalama süredir. Bunu çok seviyorum. Çok belirgin ve önemli bir şey olduğu için bununla bitireceğim. Kaç kişi halen görmedi? Kaç kişi halen göremedi? Boeing’in kanadında kaç tane motor var? (gülmeler)

Tam resmin ortasında. İlginiz için teşekkürler. Size anlatmak istediğim şey, bilim insanlarının dışarıdan, bir üçüncü şahıs yöntemi kullanarak; size kendi bilinciniz hakkında hayal bile edemeyeceğiniz şeyler söyleyebileceğidir. Ve aslında düşündüğünüz gibi kendi bilinciniz konusunda söz sahibi olmadığınızdır. Aklın bir teorisi ile önemli bir yol katediyoruz.

Jeff Hawkins, bu sabah, büyük ve önemli bir teoriyi sinirbilime katmak için yaşadığı zorluğu anlatıyordu. Haklıydı, bu bir problem. Bir keresinde Harvard Tıp Fakültesi’nde bir konuşmadaydım ve laboratuar şefi dedi ki: “Bizde bir söz vardır: Eğer bir nöron(sinir hücresi) üzerinde çalışıyorsanız; o, sinirbilimdir. Eğer 2 nöron üzerinde çalışıyorsanız; o, psikolojidir.” Daha çok teorimiz olmalı, böylece elimizde daha çok sonuç kalacaktır.

Çok teşekkürler

(Bu video ve metin TED.com’dan alınmıştır. Translated by Ugur Damar, Reviewed by Ali Erhat Nalbant)