Nörobilimin Son Keşiflerine Felsefi Bakış

Geçtiğimiz Haziran ayında, EFLP isimli İsviçre merkezli araştırma grubu, “Mavi Beyin Projesi” (Blue Brain Peoject) kapsamında sürdürdükleri araştırmalarda, nörobilim alanındaki çığır açacak yeni araştırma sonuçlarını Frontiers’te yayınladıkları makale ile duyurdular. Beynin sinir hücreleri nöronların kendi aralarında oluşturduğu ağ yapısındaki işleyiş, bu güne kadar bir sır olarak kalmıştı. Bu araştırma sonuçlarıyla, buradaki işleyişin nasıl olduğunu anlamamızın önü açılmış oldu.

Her ne kadar gelenekçi ve muhafazakar çevreler kabul etmekte zorlansalar da, zihin, bilinç, akıl gibi felsefi kavramların artık fiziksel mekanı olduğu kabul edilen beynin, bu metafizik kavramları nasıl ortaya çıkardığı çağımızın en büyük sorusu. Hatta insanlık kültürü ve siyaset açısından maddenin sırlarını anlamaktan bile daha önemli denilebilir. Çünkü neticede maddeyi tanımlayan ve anlam veren yine insanın kendisi.

Bu gün artık biliyoruz ki, düşünce, beyindeki nöronlar arası ağda ortaya çıkan bir fenomen. Hatta bu konuyu Nörofenomenoloji başlığı altında ele almaya başlayanlar bile var. Bilim insanları bu muazzam ağın düşüncelerimizi ve hareketlerimizi nasıl şekillendirdiğini daha net bir şekilde görmek için Mavi Beyin Projesi kapsamında süper bilgisayarlar ve matematik yöntemlerini kullanarak 2005 yılından beri çalışmalarını sürdürüyorlar. 90 milyar civarı nöronun, her birinin bir diğeri ile binlerce bağlantı yolu ile oluşturduğu ağın ortaya çıkardığı karmaşıklığı anlamak için neokorteks ismi verilen, kavrama, anlamlandırma gibi bilişsel faaliyetlerin gerçekleştiği, beynin en üst tabakasının dijital bir kopyasını 2015’te tamamladılar. Bu kadar karmaşık bir yapıyı anlamak için direk biyolojik bir beyin üzerinde çalışmak imkansızdı. Buradan elde ettikleri verileri daha sonra sıçan beyninde deneyerek sağlamasını yapabiliyorlardı.

EFLP Ekibi bu makaleye konu olan araştırmasını neokorteksin bu dijital modeli üzerine kurdu. Cebirsel topoloji ismi verilen matematiksel bir sistem kullanarak, bu dijital simülasyonun, uyaranlara ne şekilde tepki verdiğini araştırdılar. Sonuç olarak, beynimizin, nöral ağ üzerinde, sürekli olarak çok karmaşık ve çok boyutlu geometrik şekillerden oluşan alanlar yarattığı belirlendi. Ekibin “kumdan kovuklar” benzetmesini yaptığı bu boşluk alanları belirdikleri gibi anında kayboluyorlar.

Adeta kumdan kaleler ya da Legolardan yapılan yapılar gibi beliren bu çok boyutlu geometrik yapıları, ortak bir amaç için bir araya gelen ekip üyeleri benzeri nöron gruplaşmaları gerçekleştiriyor. Burada nörobilim ve felsefe açısından çığır açacak nokta; ismine “klik” (çete) denen bu nöron gruplaşmalarının benzer uyaranlara karşı, aynı çok boyutlu geometrik yapıları tekrar oluşturmaları. Keşfi gerçekleştiren Blue Brain Projesi direktörü Henry Markram, “Araştırmacılar, hayal bile edemediğimiz bir dünya buldu” dedi. Beynin içini cebirsel topoloji bakışıyla algılamaya çalışan Blue Brain Ekibine göre, beynimiz, bazen 11 boyuta kadar varan çoklu geometrik yapılar oluşturarak dünyayı algılıyor.

blue-brain-01
Soldaki resimde beyindeki en gelişmiş bölüm olan neokorteksin bir bölümünün dijital bir kopyası gösteriliyor. Sağdaki ise cebirsel topoloji yönetimi ile yapıların farklı boyutlarıyla temsil edilmesidir. Ortadaki kara delik şeklindeki boşluk, çok boyutlu boşlukların veya boşluğun bir görünüşünü sembolize ediyor.

Blue Brain Ekibinin bu keşfi, zihin felsefesi açısından bakarsak, dış uyaranların (fiziksel dünyanın) beyinde geometrik olarak, kendine has bir dilde temsilinin gerçekleştiği anlamına geliyor. Bunun gerçekleşmesi için, beyinde, her hangi bir farklı unsurun (varlığın) emriler gönderip yeniden bir kurgu yapmasına gerek olmadan, nöron ekiplerinin (klikler) otomatik üstlendikleri bir görev olarak gerçekleşiyor. Yani kısaca felsefe açısından Platon’un idealar dünyası dediği, Kant’ın kategoriler dediği gibi felsefi kavramlar beyinde gerçekten fiziksel olarak oluşuyorlar. Bu temsiller dünyası, içinde bulunduğumuz evrendeki fiziğin ve üzerinde yaşadığımız dünyanın dışından, ayrı bir dünyadan gelmiyor. Felsefe tarihi açısından belki de en çığır açıcı nokta; Husserl’in fenomenolojisinin iddia edildiği gibi mutlak özneye dayalı zeminden hareket eden bir yaklaşım olmadığı, soyut bir evrende değil de beynin nöral ağında ortaya çıkan bu çok boyutlu evrene dayandığının ortaya konması olacak.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta; bu tür makalelerde, “boyutlar” dendiğinde, fizik ve bilim dışına çıkan ve bazı inançlara atıfta bulunan teolojik kavramlar kastedilmiyor. Konunun uzmanı olmadan, birkaç felsefe kitabı karıştırmış bazı kişiler genellikle bu tür konulara nüfus ettikleri nokta tamda burası oluyor. Bu noktadan yeni bilimsel gelişmelere nüfus edip, konuyu teolojik kavramlara çekiyorlar. İlerleyen zamanda yayınlayacağımız makale ve videolarla bu “boyut” kavramını metafizik ve fizik açısından çok yönlü olarak tekrar ele alacağız. Bu makalede bilim insanlarının kastettikleri matematiksel boyutlar. Bilişsel bir sistemde, anlamsal bir bütünü oluşturacak girdilerin (verilerin) çoklu birlikteliği gibi çoklu unsurlar.

Algılamaya çalıştığımız mekansal olarak 3 boyutlu çevremiz, konu düşüncenin kendi yapısına geldiğinde, zaman, sıcaklık, nem, açı, çıkarsama, karar, hisler v.b. gibi diğer bileşenlerle birlikte, boyut sayısı artarak, çok boyutlu bir yapı karşımıza çıkmakta. Yani aslında çevre, düşünsel formda çok boyutlu olarak algılanmakta. Mekansal algının yanına diğer algılarda eklenerek, mekan algısıyla beraber bütünsel bir yapı (varlık) kavrayışı oluşturmakta. Bütünsel bir varlık kavrayışı olmasına rağmen, beynimizin ilgili yerlerinde aslında farklı farklı elektriksel olaylara sebep veren bu bileşenler, doğal olarak çok boyutlu bir algılar dünyası yaratmakta. Yani varlık diye kavradığımız aslında bu algılar bütünü. İnsanlık, zihinsel kavrayışı sağlayan bu algı bütünselliğine zamanında “varlık” ismini vermiş. Mavi Beyin Ekibinin keşfettiği bu çok boyutlu geometrik yapıları ortaya çıkaran elektriksel olayların ve ağ yapısının, hangi şartlar için hangi kurallara göre gerçekleştiği ise hala beynin en büyük sırrı. Fakat bu son keşifle en azından netleşen, bu çok boyutlu algının geometrik bir karşılığı olduğu. Yani artık bilimin, matematiğin konusu olabilecek kanıtlar elde edildi gözüyle bakılabilir. Bu da, felsefede önceden bilimin desteği olmadan, “algının fenomenolojisi” olarak tanımlanıyordu. Şimdi artık bilimsel yolla da bu felsefi açıklamalar desteklenebilecek. Kısaca toparlarsak, bu güne kadar soyut bir kavram olan “algı” artık bilimin araştırma alanına girebilir.

Bu yeni keşif üzerine bir çok yerli ve yabancı makale ile karşılaşabilirsiniz. Bunların büyük çoğunluğu daha cebirsel topolojinin ne olduğunu anlamadan yapılan yorumları içermekte. Çoğu, konuyu popüler tarafından ele alıp “Beynimizde 11 Boyutlu Evren Keşfedildi!” gibi sansasyonel ve mistik çağrışımlar yapan ezoterik başlıklarla yayınlandı. Bazı yayıncılar konuyu anlamadıkları için, işi teolojiye bağlama eğilimi içinde olan yorumlarla karşılaşabilirsiniz. İlerleyen zamanlarda cebirsel topoloji konusunu daha detaylı anlatan makaleler yayınlayacağız. Şimdilik, bu araştırmada cebirsel topoloji denen matematiksel sistemin kullanılmasının nedeninin, neokorteks ismi verilen, beynin üst tabakasında gerçekleşen işlemlerin çok karmaşık ve çok fazla veri içermesin dolayı olduğunu söyleyebiliriz. Bu kadar karmaşık ve çok veriyi klasik matematikle anlamak mümkün değildi. Bu yüzden cebirsel topoloji ismi verilen sistemle, beyinde olup bitenlerin bir iz düşümü ya da gölgesi diyebileceğimiz dolaylı yoldan gözlemleme ve görüntüleme gerçekleştirildi.

Şu anda düşüncenin oluşumu ve mekanizmalarıyla ilgili her şeyin tüm ayrıntısıyla bilimsel açıdan açıklanamıyor olması, ileride bunların açıklanacak düzeye gelinmeyeceği anlamına gelmez. Şu anda konun bilimsel olarak açıklanabilen kısmı zaten insanlığın sahip olduğu eski bilgi ve inançlarla ileri sürülen savları çoktan devre dışı bırakmış vaziyettedir. Genel kanı, 15-20 yıl içerisinde, bu alandaki bilgi birikimi ile insanlığın farklı bir kültürel aşamanın eşiğine geleceği yönünde. Yukarıda belirttiğimiz gibi, ilerleyen zamanda bu konulara daha detaylı değinmeye devam edeceğiz.

Pandora

Aşağıdaki linklerden daha fazla ve kapsamlı bilgilere ulaşabilirsiniz.

KAYNAKLAR:

http://journal.frontiersin.org/article/10.3389/fncom.2017.00048/full

https://actu.epfl.ch/news/scientists-discover-hidden-patterns-of-brain-activ/

http://www.newsweek.com/brain-structure-hidden-architecture-multiverse-dimensions-how-brain-works-624300

http://www.sciencemag.org/news/2015/10/rat-brain-or-smidgeon-it-modeled-computer

http://www.cell.com/cell/abstract/S0092-8674(15)01191-5

KONUYLA İLGİLİ ÖNERDİĞİMİZ DİĞER VİDEOLARIMIZ:

Süper Bilgisayarda Beyin Oluşturmak – Henry Markram Projeyi Anlatıyor

Nörofenomenoloji: Felsefe ve Nörobilimin Buluşması

Fenomenoloji ve Zihin Felsefesi

Zihnin Fiziksel Yapılanması: Nöroplastisite ve Bilişsel Model

Bilinci Anlamaya Çalışmak

Problem Çözme ve Karar Verme: Zeka

Nöronun Anatomisi ve Fonksiyonları