Mantık, bilginin yapısını inceleyen, doğru ile yanlış arasındaki akıl yürütmenin ayrımını yapan disiplindir. Bir disiplin olarak Aristoteles tarafından kurulmuştur. Önceleri bir felsefe dalıyken daha sonra kendi başına bir ihtisas alanı olmuştur. Felsefe içinde yer alan mantık daha çok aklın (bilincin) nasıl çalıştığını incelemektedir.

Mantık disiplinin temeli “mantık önermeleri” denen; “…şu doğruysa bu da doğru olmak zorunda, o yanlışsa bu doğruysa şu da doğrudur…” v.b gibi mantıksal çıkarımlara dayanır. Mantıksal çıkarımlar doğruluğu kesin olarak kabul edilmiş matematiksel aksiyomlardan oluşur. Dolayısıyla sınanabilir ve denenerek çeşitli formüller (teoriler) geliştirilebilir. Bilgisayarların çalışma prensibi de bu şekildedir.

Felsefenin kuramları (önermeleri) ise filozoflarca doğru kabul edilen yargılara dayanır. Yargılar kişiye göre göreceli olduğu kabul edildiğinden kanıtlanamaz doğrular olarak kabul edilir. Felsefenin önermelerinin içeriklerinin doğru olup olmadığının araştırılması mantığın konusu içine girmez. Mantıkta; felsefe açısından içerik ister yanlış, ister doğru olsun; öncül olarak verilen önermeler, doğru sayılarak işlem görür. Mantıkta önemli olan içerik değil formdur (biçim). Mantıkçının görevi; verilen bir önermeden mantıksal çıkarım kurallarının yardımıyla bu önermeye eşdeğer olan önermeleri çıkarmaktır.

Doc. Dr. Barış Parkan, bu güne kadar önermeleri ve mantıksal çıkarımları metafizik (felsefi) alanda olduğu kabul edilen Hegel’in önermelerine, günümüzün modern mantık anlayışı içerisinde, mantıksal (matematiksel) aksiyomlar gibi yaklaşılıp yaklaşılamayacağını sorguluyor. Dünyada da felsefe alnında bu yönde gelişmeler olduğunu belirten Parkan bu tezini örneklerle destekliyor.

Hegel’in kendisi diyalektik mantığı ile klasik mantığın doğru olmadığını meydana koymaya çalışmıştır. Hegel’in temel tezi şu dur; “…Bir şey kendisiyle bile aynı değildir, çünkü sürekli olarak değişmektedir…”

BU KONUN ÖNEMİ NEDİR?

Eğer insan aklı (bilinç) Hegel’in söylediği gibi tarihsel tinin oluşturduğu bir yapıysa (özne) filozoflar akılları yolu ile ulaştıkları yargılar öznel değil, bu tinin filozoflar üzerinden dile gelmesi anlamına gelir. Bu da bizi, tarihsel tinin kaynağı ve taşıyıcısı olan toplumun, kökenindeki doğa ve fizik yasalarının, aynı zamanda tinin yapısını belirleyen yasalar olduğu sonucuna götürür. Yani felsefenin vardığı yargılar (sonuçlar), doğa yasaları olarak, mantık bilimi çerçevesinde formüle edilerek ele alınabilir, değerlendirilebilir. Yani kısaca, felsefeyi, toplumsal etik ve yasalar için ihtiyaç duyulan normların somut kaynağı haline getirebilir.

İnsanlık daha öncesinde, aklın (öznenin) özünü, ruh ismini verdiği, nesne dışı bir varlığa dayandırdığından, toplumsal normları ve yasaları hiç bir zaman direk toplumun ortak çıkarının merkeze alındığı bir görüşe dayandıramamıştır. Her zaman, bir kral ya da aristokrat veya ekonomik (sosyal) bir sınıf (zümre) her zaman gücü elinde tutmuş. Eğer Hegel’in ortaya koyduğu felsefe kökenli mantık bilimi, modern mantıkta yerini bulursa, Marx’ın da öne sürdüğü şekilde, toplumsal düzen için materyalist bir yaklaşımın en doğrusu olduğu sonucu çıkar. Marx’ta özünde aslında bunu yapmaya çalışmıştır. Günümüzde modern bilim ve teknoloji sayesinde, Marx’ın yaptığı hatalar veya eksikler giderilebilecek düzeye dünya teknolojik olarak gelmiştir.

DAHA FAZLA BİLGİ:

Mantık Biliminin Ne olduğunu Daha Detaylı Anlamak İçin:
http://www.felsefe.gen.tr/mantik_onerme_nedir_ne_demektir.asp

Felsefe ve Mantık Arasındaki İlişkiyi Daha Detaylı Anlamak İçin:
https://www.turkcebilgi.com/aksiyom