Ahmet Soysal bu söyleşide, felsefe tarihine bakıldığında hakikat arayışında üç sınırlama ile karşılaşıldığını anlatıyor. Birincisi üç büyük tek tanrılı dinin tarih içindeki etkisi, ikincisi bilimin sınırları ve bilimsel olanla felsefi olanın ayrımı ve üçüncüsü de insan bilimlerinin (sosyal bilimlerin) oluşturduğu sınır. Soysal, sınırları aşmak için sınırların ötesine nasıl bakılabiliriz konusunu araştırıyor.

Ahmet Soysal felsefenin Antik Yunan köklerinden uzaklaştığını, tarih içinde üç büyük dinin etkilerinin felsefeye nüfuz ettiğini anlatıyor. Bu yüzden, ilk çağlarda felsefi sorulara daha net cevaplarla ve söylemlere yaklaşılırken, zaman içinde felsefenin karmaşıklaştığını dile getiriyor. Soysal felsefenin Uzak Doğu ve Hint düşünceleriyle birlikte yeniden ele alınıp yeniden düşünülmesinin faydalı olabileceğini savunuyor. Hint ve Uzak Doğu düşünce öğretilerine sadece iyi yaşam öğretileri veya çok tanrılı dinlerin dinsel metinleri olarak bakmamak gerektiğini, Antik Yunan felsefesinde olduğu gibi mantığı merkeze alan yaklaşımlar da barındırdığını dile getiriyor. Soysal, felsefedeki sınırlamaları aşmak için Hint ve Uzak Doğu düşüncelerinden yararlanarak, felsefi sorunsalların çözümleri için üretilen argümanlara yeni açılımlar getirilebilir, destek olunabilir diyor.

Soysal felsefede ikinci sınırlama olan bilimin sınırları konusunda da, artık fizikte gelinen noktada, maddenin bileşenleri olarak, moleküler ve atom altı parçacık düzeyinde konuyu ele almak gerektiğini söylüyor. Tarih içinde ilerleyen bilim sayesinde, özellikle fizik alanında maddenin yapısıyla ilgili çok ilerleme kadedildiğini, ve bu yüzden sadece metafizik alanda değil, bilimsel verileri de göz önüne alan yeni bir felsefi yaklaşım gerektiğini vurguluyor. Böylece sınırlamaların aşılabileceğini belirtiyor.

Ahmet Soysal üçüncü sınırlama olarak sosyal bilimler dediğimiz insan bilimlerin getirdiği sınırlamadan bahsediyor. 19. yüzyılın ortasında bilimlerin karmaşıklaştığını ve bu yüzden felsefenin başından beri ele aldığı bazı soruları bu kez sosyal bilimler (sosyoloji) adı altında ayrı bir disiplin olarak ele alınmaya başlandığını belirtiyor. Soysal, “toplum” kavramını merkeze alan sosyoloji aslında felsefeden çıkan kavramları revize ederek, sosyoloji kavramlarına dönüştürüp, felsefeden kopuk biçimde yoluna devam ettiğini ve de bunun yeni bir sınırlama anlamına geldiğini anlatıyor.

Ahmet Soysal’ın bu söyleşide belirttiği bilimle ilgili yaklaşımlar zaten felsefede gündemde olan, bilinen eğilimler. Soysal’ın bu söyleşide gündeme getirdiği en büyük yenilik ise, Hint ve Uzak Doğu düşüncelerinin değerlendirilmesiyle ilgili yaklaşımlar. Söyleşiyi önceden dinlemeyen birisi, özellikle, Soysal’ın dile getirdiği Hint ve Uzak Doğu kökenli felsefi söylemlere, ilk başta, piyasadaki klasik “iyi yaşam” ve “kişisel gelişim” öğretileri olarak bakabilir. Fakat söyleşiyi dinledikten sonra, Soysal’ın verdiği bilgilerden bunun böyle olmadığı orya çıkıyor. Sonradan çok tanrılı dinlere dönüşen bu öğretiler, ilk çıkış kökenleri aslında mantık temelli felsefi soruşturmalara ve cevap arayışına dayanıyormuş. Bu söylemlerin ilk baştaki dönemlerinde, Antik Yunan’dakine benzer sorular ve yaklaşımlar varmış. Fakat daha sonra halkın dini ihtiyaçları için felsefi köklerinden koparılarak, gündelik yaşamda ibadet ve tapınma ihtiyacını karşılayacak dinlere dönüştürülmüşler.

Söyleşide İsmi Geçen Ahmet Soysal’ın Kitabı:

Nagarjuna’nın Düşüncesi
http://www.dr.com.tr/Kitap/Nagarjunanin-Dusuncesi/Ahmet-Soysal/Felsefe/Felsefe-Bilimi/urunno=0000000696896