Yrd. Doc. Dr. Pınar Ecevitoğlu siyasal kavramının ne olduğu ve ilkel toplumlarda nasıl ortaya çıktığı konusunu açık ders olarak anlatıyor ve tartışıyor. Siyaset felsefesi genellikle Antik Yunan Devletleri ile başlatılır ve devlet kavramı felsefi olarak tartışılır. Fakat daha öncesinde, ilkel insan topluluklarıyla beraber, kabile ve şef olgusunun devlet öncesi dönemlerde “siyasal iktidar” kavramını ilkel biçimde de olsa barındırdığını gösteriyor. Bu açık derste, devletin kökenleri ve devlet kavramının özünü oluşturan siyasal iktidarın ilk ilkel biçimlerinin ne şekilde ortaya çıktığı ve daha sonra devlete nasıl evrildiği antropolojik olarak ele alınıyor.

Ayrıca, devlet kuramı ile beraber ortaya çıkan; “siyasal iktidarın amacının eşitsizliği ve baskıyı meşrulaştırma olduğu” iddiasının ilkel topluluklarda geçerli olmayabileceği, sanılanın aksine bu görüşün evrensel olmadığı tartışılıyor. İlkel topluluklardaki kabile şefinin ilk başta kaba kuvvet ile şef olmasının mümkün olamayacağı, ancak kabile üyelerince, kabilede uyumu sağlamak için seçilen bir ara bulucu (görevli-hizmetli) olabileceği, ama daha sonra bazı kabile üyelerinin manipülasyonu ile bir kayma yaşandığı fikri ayrı bir teori olarak gündeme getiriliyor. Bunun dışında, devletin kökeni ile ilgili hemen hemen tüm diğer antropoloji kuramlarına da yer veriliyor.

Felsefe severler için ve özellikle felsefeye yeni başlayanlar için varlık felsefesi, bilgi felsefesi, zihin felsefesi gibi hangi felsefe alanlarıyla ilgileniyor olursa olsunlar, insanın anlamı nedir, nereden gelmiş, nereye gidiyor gibi sorular kaçınılmaz olarak karşı karşıya kalacakları felsefi sorulardır. Bu gün antropolojik bir bakış açısı olmadan, bu sorulara tarihsel derinliğe sahip bir perspektif oluşturmak mümkün değildir. İnsanın toplumsal bir canlı olduğu göz önüne alındığında, devlet, yönetim, etik gibi topluluk oluşturma için gerekli normların ortaya çıkışı bu süreçten ayrı tutulamayacağı görülür. Felsefeye yeni başlayanlara ilk başta soyut ve ana felsefe alanlarıyla ilişkili değilmiş gibi gözüken bu kavramlar, antropolojik bir bakış açısıyla bakıldığında, birey (özne) özelinde etiğe kemiğe büründüğü, somut hale geldiği görülecektir.

Felsefe severler için antropolojiye giriş niteliğindeki bu ders son derece zengin ve doyurucu bir içeriğe sahip. İlk başta konuya aşina olmayanlara biraz zor gelecek bazı antropoloji kavramları ve isimlerine yer verilse de dersin devamında konun özü itibarı ile kavranması zor olmayan bir anlatıma sahip.