Bir zihinsel durumu bilinçli kılan nedir? Öznenin sahip olduğu zihin durumuna yönelik farkındalığı o zihin durumunu bilinçli kılabilir. Bu farkındalık acaba bir tür öz bilinç midir, bilinçli kıldığı zihin durumunun bir parçası mıdır yoksa ondan bağımsız mıdır? Doc. Dr. Sinem Elkatip Hatipoğlu, “Bilinci Anlamak: Zihin Durumlarının Üst İçeriği Üzerine” başlıklı konuşmasında bilinç kavramını anlamaya çalışırken zihin felsefesinin bu temel sorularını irdeliyor.

EK AÇIKLAMA:

Duyu organlarıyla algılanan dış dünyanın duyumları eğer zihnimizde onların farkında olmayan ayrı bir “ben” diyebileceğimiz ikinci bir üst yapı sistemi olmazsa (konuşmacı üst içerik diyor) sadece duyum olarak kalırlar. Algıya dönüşmezler. Yani zihnimizdeki film perdesine film akar, perdede film oynar ama zihnimizin fiziksel mekanını oluşturan beynimizde onu seyreden ayrı bir “ben” yoksa filmin farkında olamayız, olamazdık. Algı, mana, anlam diye bir şey olmazdı.

Şimdi bu zaten önceden de biliniyordu. Fakat bilimsel olarak ta felsefi olarak ta bir açıklama getirmekte zorlanılıyordu. Descartes, zamanında, beden sadece bir makine, ruh madde dışı ayrı bir varlık olarak bu makineyi mesken tuttuğu, algılamanın ruh tarafından gerçekleştirildiği şeklinde bir açıklama ile işin içinden çıkmıştı. Ama bu görüşte maddesel olmayan ruhun maddesel bir yapı olan makineyle nasıl ilişki kurduğunu açıklayamamıştı. O tarihten beri Kartezyen görüş denen bu ikilikçi durum sürüyor. Zaten bu yüzden Descartes hayvanların ruhu yoktur o yüzden onlar bir tür mekanik otomattır, acı çekmezler, anlam ve mana diye bir şey onlar için olmaz demişti.

Fakat günümüzde makine denen nesnel yapı yani biyolojik bedenimiz ve onun bir parçası olan beynimiz çok iyi biliniyor ki alkol, narkotik madde veya psikiyatrik ilaçlar tarafından etkilendiğinde algılama sistemimizde bozulma oluyor. Yani maddi olan yapı zihinsel olana etki edebiliyor. Ayrıca MR cihazlarıyla beyindeki duygulanmalar, zihinsel durumlar net biçimde nesnel olarak gözlemlenebiliyor. Acı çekince, mutlu olunca, bir nesneyi falan düşününce beyinde bununla ilgili bölümlerde çeşitli aktiviteler olduğu gözlemlenebiliyor. Hatta şizofreni gibi hastalıklarda zihinsel durum tamamen bozuluyor, akıl kaybedilebiliyor. Ya da çeşitli beyin yaralanmalarında hastanın kişiliği tamamen değişebiliyor, tamamen farklı bir kişi olabiliyor yani farklı bir “ben” ortaya çıkabiliyor.

Artık günümüzde anlaşıldı ki; nesnel olanla, zihinsel olan bir birinden ayrılmaz bir bütün. Biz nesnel yapının işleyişine, faaliyetlerine “zihin” diyoruz. Yani zihin dediğimiz Descartes’in dediğinden yola çıkarsak, makinenin işleyiş hali, eylem hali. Makine bozulunca işleyişte bozulmuş oluyor ya da makine tamamen durursa işleyişte zaten durmuş, ortadan kalkmış oluyor. Fakat hala bu işleyiş aşamalarında “ben” bilincinin nasıl ortaya çıktığını, bilinçli olma halinin nasıl gerçekleştiği çözülebilmiş değil.

Bu videodaki konuşmacı bu durumları tartışıyor, ve tam olarak nasıl olduğunu açıklayamasa da, kısmen nasıl çalıştığını ve en azından nerede gerçekleştiğini, hangi aşamada meydana geldiğini irdeliyor (tam olarak açıklamak mümkün olmayabilir, yüzde yüz açıklamak demek zaten algının bizatihi kendisi olmak anlamına gelir ki algının kendisi bir nesne, varlık değil bir süreçtir, ve sadece deneyimleyebiliriz).

Bedensel bir bütünlük olarak dış dünya içinde konumlandırdığımız yapıya genelde “ben” deriz ama aslında felsefede ona “özne” demek daha doğru. “Ben” kendinin farkında olma durumudur. Öznenin farkında olma durumu yani. Bilinçlilik dediğimiz durum kısaca budur.

Zihnimizdeki “ben” diyebileceğimiz, dış dünyadan duyumsadığımız şeylerin farkında olmayı sağlayan, yani kısaca algı dediğimiz üst yapı (konuşmacı üst içerik diyor) kendi kendisini mi algılıyor yoksa onu da algılayan bir üst yapı daha mı var. Eğer onu da algılayan bir üst yapı daha varsa, bu sefer bu üst yapıyı da algılayan bir üst yapı daha olması lazım ve bu böylece sonsuza kadar gider… Konuşmacı bunun böyle olamayacağını, sonsuza kadar giden algılamalar yığını fikrinin yanlış fikir olduğunu savunuyor. Onun yerine sinema perdesinde oynayan filmin farkına varmayı sağlayan tek bir üst yapı (üst içerik) olduğunu ve de bu üst yapının aynı zamanda kendi kendisinin de farkına vardığını savunuyor.

Yani kısaca toparlarsak; bu konuşmada, “algı” değimiz durum, hem duyumlarla edinilenlerin farkında olmayı, hem de bunun farkında olanın farkındalığını içeren bir bütündür fikri savunuluyor. Farkında olanın farkındalığına biz aynı zamanda “ben” yada “benlik bilinci” diyoruz. Bu algı dediğimiz farkındalıklar bütünün biyolojik yapıdaki değişik seviyedeki ve formülasyondaki hormanal etkileri de (dopamin, serotonin v.b.) duygu, his dediğimiz duyumsamaların ortaya çıkmasını sağlıyor.

.