Nörolog Prof. Dr. Hakan Gürvit Antonio Damasio isimli araştırmacının araştırmalarından yola çıkarak zihin felsefenin zor konularından olan, insan bilincinin fenomenolojik yaklaşımla anlaşılması konusunda nörobilimsel yaklaşımlar getiriyor.

Fenomenoloji de bahsedilen bilincin aracısız deneyimlediği “öz” konusunda, 2.500 yıllık felsefe tarihinde konunun tanımlanmasında ve kavranılmasında zorluk yaşanmış, farklı farklı bakış açıları geliştirilmiştir. Zihin felsefesinde Descart’tan itibaren kavrayan, anlayan ve hisseden (duygulanan) varlığın bedenden ayrı bir varlık olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Özellikle Hegel ve Kant’ta bu araştırma doruk noktasına varır ve zihin faaliyetlerini (kavrama aşamalarını) kategorisel olarak tanımlayarak varlığı ve özleri kavrama, deneyimleme konusuna sistemli bir felsefi açıklama getirmeye çalışırlar. En son olarak ta Husserl fenomenolojiyi bir yöntem olarak felsefeye kazandırır.

İnsan beyni üç tabakadan oluşmakta. En üst katman (korteks) evrim aşamalarında insanda bilişsel yetenekler kazandıkça neredeyse alt katmanlardan bağımsız ayrı bir kimlik kazanmaya başlamıştır. Beyindeki üst katmanın alt katmanlarla, alt katmanların üst katmanlarla kurduğu diyalektik ilişki korteks denen üst katmanın bilinç dediğimiz, duygularla birlikte işlemleme yetisini sahip olmasını sağlamıştır. Beynin bu diyalektik yapısının ve ilişkilerinin kendine has bir kimyası, fiziği ve bilişsel dünyası vardır. Beynin kendi içindeki iletişim dili özellikle üst katmanının alt katmanlarla olan iletişiminde Husserl’in fenomenolojisine konu olan dolayımsız olarak deneyimlemeyi sağlıyor gibi gözüküyor.

Antonio Damasio’un araştırmaları ve özellikle Elliot isimli hastasında yaptığı testler, eğer beyinde bu iletişime zarar verecek bir travma yaşanmışsa alt beyin ve üst beyin arasındaki bu iletişim bozukluğu hastanın sosyal açıdan mantıksız kararlar vermesine ve hatalı seçimler yapmasına neden oluyor. Yani zihin faaliyetlerinde farklılıklar oluşmaya başlıyor.

Hakan Gürvit’in getirdiği yaklaşım ve Damasio’nun teorisinde; beynin katmanları ve bölgeleri arasındaki etkileşimin felsefede tarihinde zihni açıklamaya çalışan kavramlara benzediği söylenebilir. Eğer bu güne kadar felsefede zihin dediğimiz, düşüncenin üretildiği yer olarak beynin kendisini muhatap alırsak felsefeye somut elle tutulur bir zemin sağlamaya yönelik bir adım atabiliriz.

FELSEFE SEVERLER İÇİN NÖROBİLİM KONULARINDAKİ TEKNİK TABİRLER HAKKINDA:

Nörobilim ve felsefe ilişkisini anlatan videolarımız da konuların esas özünü anlama açısından tıbbi ve teknik tabirlerin birebir ne olduğunu bilmeye gerek yoktur. Genel itibarıyla üst beyin bölgesi için “Neokorteks” denmekte çeşitli bölgeleri içinde sonu “korteks”le biten bölgesel alan isimleri kullanılmakta. Evrim sürecinde ilkel beynin en altta küçük bir tabaka (bölüm) olarak kalmıştır. Beynin ortasındaki tabakaya linbik sistem denmektedir. Burada beyinin çeşitli bölgelerinin olduğunu ve bu bölgeler arasındaki ilişkinin felsefeye konu olan çeşitli bilişsel faaliyetlerin ortaya çıkmasına neden olduğu bilgisi ilk etapta yetebilir. Önemli olan felsefedeki kavramlara paralel olarak zihin dendiğinde artık beyni bu kavramlara fiziksel, nesnel bir zemin olacak şekilde düşünmeye çalışmaktır. Böyle bakıldığında felsefi kavramlara, nörobilimsel pencereden bakarak anlamak daha da kolaylaşabilir.