Sanem Yazıcıoğlu konuşmasında Husserl’in zaman, algı ve bellek çözümlemelerini anlatıyor. Sanem Yazıcıoğlu Lisans ve Lisans Üstü eğitimini tamamladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Doçent olarak görev yapmaktadır. Çağdaş Felsefe, Siyaset Felsefesi, Estetik alanlarında ve özellikle zaman, bellek, kimlik, algı konularında çalışmalarını sürdürmektedir.

FELSEFEDE FENOMEN KAVRAMI:

Fenomen kelimesi, gündelik dilde sadece şaşırtıcı şeyler için kullanılsa da, felsefede böyle bir anlamı bulunmamaktadır. Felsefede somut, algılanabilir ve denenebilir olay ve nesne demektir. Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir. Kant, fenomeni duyularla algılanamayan mutlak gerçek anlamında kullandığı numen terimine karşıt olarak, duyularla algılanabilen şeyler için kullanmıştır.

HUSSERL’İN FENOMENOLOJİ ANLAYIŞI:

Edmund Husserl‘e göre fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değil, nesnelerin özüdür. Husserl’e göre önemli olan, bilincin kendisi ve bu bilincin doğrudan ve aracısız bir şekilde tecrübe ettiği özlerdir. Buna göre öz, fenomenin içindedir ve bilinç bu özü sezgi yoluyla yakalayabilir ve kavrayabilir. Yani öz, fenomenlerin doğrudan ve aracısız bir sezgi yoluyla kavranan içeriğidir. Öz, bir nesneyi, başka bir şey değil de kendisi yapan özelliktir, anlamdır.

Fenomenoloji, yaygın olarak kullanılan deyişle, “öz”lerin araştırılması konusudur. Çünkü, bütün sorunlar sonunda özlerin betimlenmesi sorununa geri götürülebilir. Ancak, bu noktada ayrımı belirginleştirmek gerekir; fenomonoloji, “öz”lerin bilimi değil, “öz”ü görüleyen “bilinç”in bilimidir aslında. Algının ya da bilincin “öz”ünün betimlenmesi sorunu, fenomenolojinin konusudur. Fenomenolojinin yöntemini kullanan düşünür; günlük yaşam, sosyal çevre, din, bilim yoluyla elde ettiği tüm görüşleri, kanıları, önyargıları bir tarafa bırakmak, onlardan arınmak durumundadır. Husserl’e göre ancak bu yolla duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan “ideal özlükler” alanına ulaşılabilir ve nesnelerin “öz”ü kavranabilir. Yapılması gereken bilincin dolaysız verilerine geri dönmek ve onları açıklamaktır. Yani felsefede özneden yola çıkar. Öznenin temeli, ona göre bilinçtir.

Fenomenolojiye genellikle bir felsefe akımı olmaktan çok bir yöntem olarak bakılmaktadır. Fenomenoloji, her şeyden önce, fenomeni, yani dolaysız olarak verilmiş olanı betimlemeye dayanan bir yöntem izler çünkü. Bunu nasıl yaptığı ya da yapıp yapamadığı, yani yöntemin iddiasını geçerli kılmak bakımından teorik düzlemdeki statüsü tartışılabilir. Öte yandan, her ne kadar bir felsefe akımı değil, yöntemdir dense de, fenomenoloji, bu yöntem üzerinden kavramlar ve kategoriler geliştirerek özgün bir felsefe akımı da meydana getirmiş olur. Husser’den sonra 20. yüzyıl felsefesinde belirleyici bir yere sahip olmuş, Heidegger’den Sartre’a, Frankfurt Okulu’ndan Foucault’a ve post-modern düşünürlere kadar pek çok düşünür ve felsefe anlayışına etki etmiştir.

KONUYLA İLGİLİ ÖNERDİĞİMİZ DİĞER VİDEOLARIMIZ:

Fenomenoloji ve Dekonstrüksiyon – Zeynep Direk İle Felsefe Vakti

Husserl Fenomenolojisi Üzerine Düşünmek (Harun Tepe)

Husserl’in Erken Dönem Fenomenolojisi (Uğur Ekren)

 

Daha fazla bilgi için:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Fenomenoloji
http://www.felsefe.gen.tr/fenomenoloji_gorungubilim_nedir.asp