Kapitalizmin Kıskacında Doğal Toplum ve Teknoloji

Tratışmalar

2012 senesinde düzenlenen Karaburun Bilim Kongresi’ndeki konuşmalardan derlenen bu kayıtta,  Sinem Özer tarafından Spinoza’nın felsefesi ışığında Marx ve komünizm yeniden analiz ediliyor:

“… Biz hayatı üreten ve yeniden üreten gücün ne olduğu sorusunu sormalıyız… Hayatı üreten güçlerin kar mantığı altında metalaştırılması sonucundan da öte ön koşulu ise insanın bu üretici güçlere yabancılamış bir varlık oluşu ise insanın bu üretici güçlere yabancılaşmış bir varlık olarak aslında birey kavramı altında özneleştirilmesidir. Bu noktadan baktığımızda birey kavramı; doğal ve toplumsal olan yani ortak olan üstündeki aşkın bir egemenlik haline gelmiştir kapitalizmde. Öyle ki kapitalizmde birey insanın doğallığına içkin olan toplumsallığına yani ortak olanına içkin kudreti üzerindeki bir özel mülkiyettir…”

“Hatta bununda ötesinde kapitalizmde insan parçası olduğu doğayı ve toplumsal ilişkileri metalaştırarak mülkleştirir. Ancak bu mülkleştirme süreci içinde, birey biçimi altında kendisi de metalaşmış ve kendisi de özel mülkiyet haline gelmiştir. Kapitalizmde emeğin birey olarak özneleştirilmesi kendi içkin kudreti olan emek gücünün metalaştırılması yoluyla gerçekleştirilir…”

“Emeğin ücretli emek biçimi altında sınıflaştırılmasını mümkün kılan aslında onun içkin kudretinin bireyselleştirilerek özel mülkiyet haline getirilmesidir… Yani kısaca şunu diyebiliriz: Emek gücü aslında emeğin bedenin içkin kudretinin içkin mülkiyeti haline gelmiş biçimidir…”

“Kapitalizm altında emek ücretli emek biçiminde metalaşmış ve doğallığına içkin metalaşmış gücünden mülksüzleştirilerek aslında bireyselleşmiş durumdadır. Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta; emeğin kendi emek gücü üzerindeki mülkiyet hakkı aynı zamanda onun sermayeye tabiiyetini sürekli bir yandan yeniden üretir. Ve modernizmin yalnızca ekonomi politiğinin değil kapitalizmin biyopolitik söyleminin bir sonucu olduğunu düşünürsek, modernizemin aynı zamanda, dolayısıyla, kapitalizmin felsefesinde, ahlakında ve politik teorisinde de yapı taşını oluşturan birey kavramının krizi tamda burada yatar…”

“Bunu örneklerle biraz açalım, resmetmeye çalışalım: Birey kavramı altında insan aklı yoluyla doğayı egemenlik altına alır. Ama doğa üstündeki bir egemenlik olarak doğanın bir parçası olan kendi bedeninin aynı anda uyruklaştırır. Bu noktadan itibaren artık akıl beden üzerinde bir egemenlik olduğu gibi bedende aklın mülkiyeti haline dönüşmüştür artık… Ya da şöyle diyebiliriz: Kendi kendisinin sahibi bilincinde, akıl sahibi bir özne olarak; kendine pratik ahlak yasaları koyar. Kendi koyduğu bu yasayla aslında tutsaklaştırdığı şey kendi eylemidir. Öyle ki, artık özne; kendi eylemi üzerinde bir egemenlik olduğu gibi, eyleminde kendisinin mülkiyeti haline dönüşmüştür…”

“Ya da politik teoriye dönelim: Örneğin bireyler varlıklarını sürdürebilmek için rasyonel olduklarına inanırlar ve bu yüzden de gönüllü bir sözleşme ile devleti kurarlar. Ama onu aslında yurttaş haline getiren, yani insanı yurttaş haline getiren, bu sözleşme ile kurduğu şey tamda aslında onun devlete tabiiyetinin koşulları olur. Bu noktadan itibaren artık devlet yurttaş üstünde bir egemenlik haline gelir. Yurttaş ise devletin mülkiyeti haline gelmiştir… Ücretli emek ilişkisinde de aynı şeyi görürüz. Ücretli emekte, birey kendi içkin kudreti üzerinde egemendir, onun özel mülkiyetine sahiptir ama bu egemenlik onun sermayeye tabiiyetini, sermaye tarafından içerilmesinin ve sermayenin egemenliği karşısında uyruklaşmasının da en temel koşuludur…”

SİNEM ÖZER MAKALELERİ:
http://www.otonomdergisi.org/index.php/aramalar?searchword=Sinem%20%C3%96zer&ordering=newest&searchphrase=all

SİNEM ÖZER KİTAPLARI ve ÇEVİRİLERİ:
https://www.idefix.com/Yazar/sinem-ozer/s=260306